Şu ülkede yaşayan en sevdiğim birkaç düşünce insanından biri olan Sevan Nişanyan 21 ve 22 Eylül 2009′da Taraf gazetesindeki Kelimebaz köşesinde iki yazı yayımlamıştı. Birisinin adı “Sansür” [bu linkte], diğerinin adı “Feriştah” [şu linkte] olan yazılarda o çok sevdiğim alaycı, ironik ve sivri tarzıyla İslam’a ve özellikle İslam’ın eleştirilemez kılınışına dair bir şeyler yazmıştı. Bu yazıların ardından hem Taraf gazetesi yazarlarından [Emre Uslu'nun tepkisi ve Cihan Aktaş'ın tepkisi], hem de Taraf gazetesi dışından, özellikle de dindar kesimden oldukça ciddi tepkiler almıştı. Bunun üzerine önce internet gazetesi T24′e bir röportaj verdi [link bu], sonrasında Taraf gazetesinde yine konuyla ilgili bir yazı yayımladı [link şu]. (O arada özellikle Cihan Aktaş’ın yazısına iki adet Kelimebaz yazısıyla eğlenceli bir şekilde cevap vermeyi de es geçmemişti: Etnoloji ve Tahammülfersa). Konu hakkındaki son yazısı ise “İnanca Saygı” adını taşıyordu ve 27 Ekim’de Taraf gazetesinde yayımlanmıştı [buyrun bu linkten yakın].
Taraf’taki 14 Aralık 2009 tarihli yazısından sonra Sevan Nişanyan’ın sesi kesilmişti, haliyle nedenini merak ediyordum. Kötü haber bugün blogundan geldi. Aynen aktarıyorum:
Taraf’taki konumum ilk günden beri eğretiydi. Sanki “kerhen” yazmama izin verildi. Sevan Nişanyan kamuoyunda “tepki toplayan” bir isim, “aman gazeteye bir zarar vermesin” tavrı ısrarla hissettirildi. Bir-iki kez hatırlattığım halde yazarlar künyesine adım yazılmadı. Gazetenin ilk sayfasındaki vinyetlerde de adım bir kez olsun anılmadı. Ahmet Altan “gerek görmemiş”.
14 ay boyunca önceleri her gün, sonra haftada altı gün yazı yazdım. Aynı bayat lafları dön dolaş tekrar etmek yerine, özgün araştırma ve düşünme gerektiren yazılar yazmaya çalıştım. Bunun için bir kuruş para almadım. “İleride ödenecek” ya da “kusura bakma para ödemeyeceğiz” gibi bir açıklama da duymadım. Sonuçta para çok mühim değil. Ama yarım ağızla da olsa bir kere teşekkür eden çıksa sanırım daha mutlu olurdum. Çıkmadı.
21 Eylülde çıkan dine ilişkin yazımdan sonra, kabul edilebilir küstahlık sınırını aştığını düşündüğüm tavırlarla karşılaştım. Birkaç kez alenen fırça yedim. Yazılarım – herhangi bir açıklama veya ikna teşebbüsü olmadan – gelişigüzel makaslanmaya başladı. Ekim ayında çıkan iki kitabımdan gazetede tek satırla söz edilmedi. Gerekçe olarak, dine ilişkin yazılarımın “gazeteye zarar verdiği” söylendi. Gazetenin “bir süre” beni destekliyor görünmek istemediği bildirildi. Siyasi konulardan uzak durup kelimelere yoğunlaşmam “tavsiye” edildi.
Hemen her gün onlarca ölüm tehdidi alıyorum. Jandarması, emniyeti, savcılığı bunları ciddi buluyor. Ben pek önemsediğimi söyleyemem. Ama şunu net olarak görüyorum ki, gazetem bu konuda da arkamda değil ve yarın bu tehditlerin ufak bir kısmı da gerçekleşecek olursa arkamda durmayacak. Bu da, takdir edersiniz ki, hoş bir duygu değil.
Kusura bakmayın ama bu yaştan sonra bu saçmalıklara tahammül edecek sabrım yok. Yeterince yapacak işim de var. Bu kadar Kelimebaz yetsin.
*
Kelimebaz’ı yazmak güzeldi. Sizi bilmem ama ben çok şey öğrendim. Çok güzel feedback’ler aldım (neydi bunun Türkçesi?). Dostluk ve sevgiyle yazan okurlarım oldu. Bir kısmı yazışma faslının ötesine geçen arkadaşlıklar kurdum. Hepsine teşekkür ederim.
Yazmak bir iptiladır. Elbette yazmadan duramam. Ama nerede, nasıl, şimdilik daha düşünmedim.
Taraf gazetesini hâlen Türkiye’deki en düzgün kalemleri bir araya toplayan ve en önemli haberlere imza atan gazete olarak görüyor olsam da, gazetenin Sevan Nişanyan’a olan bu tavrının sonuna kadar karşısındayım.









